Türkiye'nin en iyi haber sitesi
BERCAN TUTAR

Kaybetmeye mahkûm olanlar

Anadolu, Mezopotamya, Kuzey Afrika, Kafkaslar, Balkanlar ve Orta Asya'yı buluşturan Yeni Türkiye'nin yükselişinin, küresel sistemde deyim yerindeyse Fransız İhtilali'ne benzer derin bir jeopolitik sarsıntıya yol açacağını en çok da emperyal merkezdeki aktörler biliyor.
Bu bağlamda Suriye, Libya, Yemen, Irak, Afganistan, Filistin ve Mısır'da hedefleri Sayın Erdoğan'dı.
2002 yılından bu yana Erdoğan'ın liderlik ettiği ve İslam dünyasının umudu olan Anadolu Devrimi'ydi.
21 yıldır içeriden ve dışarıdan saldırmalarına rağmen Lozan parantezini kırmaya başlayan bu coğrafyayı ve iradesini vesayet altına alamadılar.
Çünkü bu topraklardaki tarihsel, kültürel ve siyasi irade 15'inci asırdan sonra yeniden en talihli ve en güçlü dönemini yaşıyor.
Kim ne derse desin ABD sonrası oluşan yeni küresel şartlarla bölgesel dinamikler bu siyasi, askeri ve jeo-kültürel seferberliği kamçılıyor.
Ve Yeni Türkiye, İslam medeniyetinin lider ülkesi olarak küresel sistemin merkez güçlerinden biri olma yolculuğunu eninde sonunda tamamlayacak.

***

Anadolu'nun İslam dünyasındaki sekiz yüz yıllık siyasi önderlik tecrübesini hem stratejik bir dayanağa hem de köklü bir referans noktasına dönüştürebilmeliyiz.
Şüphe yok ki yürüdüğümüz yollar aynı zamanda güce, adalet ve özgürlüğe giden rotalardır.
Coğrafyamızdan geçen petrol boru hatları da bu topraklarda kesişen medeniyetler de ülkemizin kıtalar arasındaki küresel gücünün işaretidir.
Öyle görünüyor ki 21. yüzyılda, Avrupa'dan boşalan küresel sistemdeki yeri Yeni Türkiye dolduracak.
İlginç bir şekilde küresel güç dengesinden ziyade küresel bir denklik sistemine doğru gidiyor dünya.
Yeni Türkiye'ye karşı stratejik bir yenilgi alan Batı dünyası, yelkenleri indirmiş görünse de vahşi bir güdüyle her yere kaos ekmeye devam edecektir. Amazonlar'da bir kelebek kanat çırpmaya görsün, Batı medyası hemen "Erdoğan'ın sistemi sallanıyor" diye yine manipülatif başlıklar atacaktır.

***

Çünkü 'piyasa uygarlığı' krize giren ABD, kültürünü Pentagonlaştırmaktan başka bir alternatif üretemiyor. Küresel ekonominin direksiyonu el değiştiriyor.
Ve İslam coğrafyası, son iki asırdır olduğu gibi bu çağda da yine rekabete en çok sahne olan jeopolitik merkez konumunda.
Böyle bir coğrafyada ve böyle bir tarihi kesitte elbette bütün gözlerin Türkiye'ye çevrilmesinden daha doğal bir şey olamaz.
Ülkemiz bu anlamda ABD, AB, Rusya ve Çin gibi küresel güçler tarafından ya ortak hareket edilecek bir müttefik ya da hedef seçilen bir rakip olarak görülüyor.
İşte bu noktada, bu topraklardaki hiçbir hadisenin tesadüfi gelişmediğini bilmeliyiz.
Ancak dünyanın gidişatını çok iyi okuyan Sayın Erdoğan'ın da her adımını hesap ederek attığını unutmayalım.
Zaten bir ülke ve millet için siyasi liderin ne kadar hayati bir aktör olduğu ancak böylesi zor zamanlarda anlaşılabilir.
Aristo'nun deyişiyle siyasetini yani özgürlüğünü inşa edemeyen ve kendi kaderini tayin etmede söz sahibi olamayan insanın akıbeti, ne yaparsa yapsın ses çıkaran bir hayvana dönüşmektir.
Dolayısıyla özgürlüğü büyüten siyasete değil de ırki, mezhebi veya sosyo-ekonomik sabitelere dayalı müstemlekeci bir havsalaya sahip olanların Yeni Türkiye'de kazanma şansları yok.
İşte bu yüzden Lord Curzon'un temellerini attığı ırkçı ve faşist işgal ideolojisinin savunucusu CHP zihniyeti ve yandaşları hep kaybetmeye mahkûm olacaklardır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA