Türkiye'nin en iyi haber sitesi
YÜKSEL AYTUĞ

Hayatta kalmak için öldürür müsünüz?

Tarihi olaydan, BBC Earth kanalındaki 'Kıyı' adlı belgesel sayesinde haberdar oldum.
5 Temmuz 1884'de Avusturyalı bir milyonere ait Mignonette isimli yat, İngiltere'nin Palmouth limanı açıklarında fırtınaya yakalanıp battı. 4 kişilik mürettebat kendilerini son anda kurtarma sandalına atabildiler. Günlerce denizde sürüklendiler. Asıl mesleği kasaplık olan Kaptan Thomas Dudley, 19 günlük açlık ve susuzluğun ardından o sırada ölmek üzere olan miço Richard Parker'ı öldürüp kanını içerek ve etini yiyerek hayatta kalma kararı verdi. Diğer mürettebat da bu kararı benimseyince deniz ortasında bir yamyamlık yaşandı. Birkaç gün sonra tesadüf eseri oradan geçmekte olan bir gemi kazazedeleri kurtardı. Olay, Palmouth'ta duyulunca mahkeme başladı. Oturuma başkanlık eden Lord, üç denizcinin asılarak idamına karar verdi. Bu hüküm tartışma yarattı. Çünkü o devirlerde çaresiz denizcilerin yamyamlığı neredeyse 'sıradan' bir olay olarak görülüyordu. Bu, yazıya geçmemiş bir denizcilik kanunu gibiydi. Kraliçe Victoria halkın bu tepkisine kayıtsız kalmadı. Denizcilerin cezalarını 6 ay hapse çevirdi.
Peki hayatta kalmak için bir başkasını öldürmek, cinayet için mazeret olabilir mi? Soruyu daha da kişiselleştireyim: Siz okyanusun ortasındaki bir teknede hayatınızı sürdürebilmek için ölmek üzere olan bir insanı kesip yer miydiniz?



Siyah-beyaz rüya görüyorsanız...

Yaşlısınız demektir... Evet, bunu ben değil, bilim adamları söylüyor. Dundee Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre; çocukluk döneminde sadece siyah-beyaz televizyon izleyerek büyüyenlerin (yani 1960-65 yılları arasında ve daha öncesinde doğanların), siyah-beyaz rüya görme olasılığı renkli televizyon izleyenlerden daha yüksekmiş.
Ben bu araştırmanın canlı deneğiyim. Hatırlıyorum, siyah-beyaz ekrana burnumu yapıştırdığım günlerde hep siyah-beyaz rüyalar görürdüm. Ne zaman ki Türkiye'de renkli televizyon yayını başladı, benim de rüyalarıma renk geldi.
Benim gibi yaşı 50'leri geçkin, fotoğraf albümünde hem siyah-beyaz, hem de renkli fotoğrafları bulunan nesil, hafızanızı bir yoklayın bakalım. Sizin de rüyalarınız sonradan renklendi mi?

'Cesaretse dibine kadar'

Bu cümle, ekranlarda yeni dönmeye başlayan cips reklamında kullanılıyor. Reklam, belki de dünyada bir ilk. Çünkü 15 saniye boyunca ekranda ne firmanın logosu yer alıyor ne de ismi söyleniyor.
"Peki bu nasıl reklam?" diyeceksiniz. Bal gibi de reklam. Hem de bana göre reklamın hası. Firma, piyasadaki gücüne ve şöhretine öyle inanmış ki, kendini adeta 'cipsin tarifi' ilan etmiş. İsminin ve logosunun geçmediği reklamı, rakiplerine bir meydan okuma olarak çekip adını da "Cesaretse dibine kadar" koymuş. Hangi marka olduğunu anlamışsınızdır. İşte reklam da zaten buna güvenmiş.
Bana göre son yılların en etkili ve en özgüvenli kampanyası. Kim düşündüyse, aklına sağlık...

Gaf kürsüsü

"Dolapta sadece geyik eti, kahverengi keçi peyniri ve Frenk üzümü reçeli varsa, sadece Norveç usulü geyik kızartması yapılabileceğini bilmeyen gerçekten var mı?" (Vedat Milor'un Twitter paylaşımı)

Zap'tiye

Kaçan kurban yakalama timlerinden milli takım oluşturulsun, İspanya'daki boğa koşusu festivalinde Türkiye'yi temsil etsin.

Ne demiş?

Deniz Akkaya, Tamer Karadağlı'ya "Gay karakteri oynar mısınız?" diye sorunca, 'Taş Fırın' bir yanıt aldı: "Televizyonda oynamam. Benden daha iyi oynayacaklar vardır."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA