Türkiye'nin en iyi haber sitesi
MAHMUT ÖVÜR

Mağdurların coğrafyasında neler oluyor?

Sesli dinlemek için tıklayınız.

Bir süredir Suriye'nin petrol bölgesi Deyrizor'da Arap aşiretleri ile ABD aparatı SDG, daha doğrusu terör örgütü PKK-YPG arasında ciddi bir çatışma yaşanıyor.
Aslında bu kaçınılmaz bir sondu. Eninde sonunda Suriye'deki Araplar, ABD'nin PKK üzerinden bölgeye çökmesine isyan edecekti.
Çünkü o bölgenin Kürt coğrafyasıyla ilgisi olmadığı gibi Batı'nın seküler aparatı YPG'yle de bir ilişkisi yoktu. Bu tam anlamıyla küresel bir siyaset mühendisliği dayatmasıydı. Böylece ABD hem bölgede kalmanın bir yolunu bulacak, hem terör örgütü ilan ettiği PKK vasıtasıyla bölge ülkelerini -başta da Türkiye'yi- tehdit edecek hem de petrole çökerek işgalin maliyetini bedavaya getirecekti. Şimdiye kadar bunu başardı da.
Bu kirli zeminin oluşmasında elbette Suriye rejiminin, İran'ın, hatta Rusya'nın da katkısı var. Hiçbiri samimi bir şekilde ABD-YPG ilişkisine karşı çıkmadı. Hiçbiri Türkiye'ye efelendikleri kadar ABD'ye efelenemedi. Bu yüzden de ne terör örgütlerine karşı açık tavır alındı ne de Suriye'de siyasi çözüm için çaba harcandı. Kaos işlerine geliyordu. Doğal olarak milyonlarca Suriyeli göçmen meselesi de çözülmedi. Tıpkı 30 yıl sürüncemede bıraktıkları Karabağ meselesi gibi.

DEYRİZOR'DA ARAP İSYANI
İşte Arap aşiretlerinin son isyanı biraz da bu kilitlenmeye karşı yeni bir hamle. İşaret fişeği olur mu bilemem ama Başkan Erdoğan'ın Soçi'de Putin'le görüşmesinde söyledikleri bu açıdan çok çok önemli:
Başkan Erdoğan şöyle diyordu:
"Sayın Putin de bölgenin sahipleri olarak Arap aşiretlerinin bir araya gelerek, terör örgütüne karşı mücadele vermesinin önemli olduğunu söyledi. Şu anda yaşanan, Arap aşiretlerinin birlik, beraberlik içerisinde kendi topraklarına sahip çıkma hamlesidir, adımıdır. Bu bakımdan yaşananları önemli buluyorum. Arap aşiretleri oraların gerçek sahipleridir. Ne PKK ne YPG buraların sahibi değil, bunlar sadece terörist. Aşiretlerin bir araya gelmek suretiyle PKK'ya, YPG'ye karşı koydukları tavır, haysiyetli bir onur mücadelesidir. Hem millidir hem yerlidir."

KERKÜK VE ORTAK COĞRAFYAMIZ

İlginç olduğu kadar manidar olan bir gelişme de aynı zaman diliminde Kerkük'te yaşanıyor. Arka planı henüz açığa çıkmadığı için bilgiye dayanmayan, önyargılı değerlendirmelerden kaçınmak gerekiyor. Çünkü hem birileri pusuda bekliyor hem de o bölge bizim ortak coğrafyamız. "Ortak coğrafyamız" denince de aklıma sevgili dostum yazar Orhan Miroğlu'nun "Mağdurların Coğrafyasında Arka Bahçemizdeki Halklar" kitabı geliyor. Şu sıralarda bölgeyi anlamak isteyenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap.
Miroğlu bölgedeki son gelişmeleri değerlendirirken önce Başkan Erdoğan'ın şu sözlerine atıf yapıyor: "Irak ve Suriye'yi içine alan coğrafyanın demografik gerçeklerini dikkate almayan hiçbir tasarrufun başarı şansı yoktur."
Sonra da "Sözü edilen coğrafya bizim 'arka bahçemizdeki 'coğrafyadır" diyor ve ekliyor:
"Bir Fransız ve bir İngiliz tarihe kendi isimleriyle geçen bir anlaşmaya -Sykes/Picot- imza atmışlar ve ellerine bir cetvel alıp o coğrafyayı kalbinden delik deşik edip parçalara ayırmışlar. Türkiye'nin bu hafızaya, bu tarihe karşı sorumlulukları var ve bu sorumluluklar, şu bu ideolojinin gölgesine çekilerek, iç siyasete malzeme yapılarak yerine getirilecek sorumluluklar değil."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA