Türkiye'nin en iyi haber sitesi

'nin 'den ayrılarak kendi partisini kuracağı haberi geçtiğimiz haftanın en önemli gündem maddesi oldu ve gündemde kalmaya da devam edeceğe benziyor. İnce'nin bu adımına karşılık CHP'den verilen tepkiler ise İnce'yi "bölücülük" yönünde suçlamaktan öteye gidemedi. Birkaç istisna dışında CHP'li hiçbir isim, kendisini "teşkilattan yetişmiş, hayatını partisine adamış ve esas CHP'li" olarak tanımlayan İnce'nin neden kendi partisini kurma kararı aldığını anlamaya çalışmadı.

Henüz tüm gelişmelerin oldukça yeni ve belirsiz olduğu bir ortamda İnce'nin bu hamlesinin ve CHP'nin bu gelişmeye gösterdiği sığ reaksiyonların sebeplerini düşünmek, siyasetin ve özellikle 2023 seçimlerine yönelik hesapların anlaşılması için ilk adım olarak öne çıkmakta. Bu noktada İnce'nin CHP eleştirisi ve Kılıçdaroğlu'nun "önce dostlar ve ittifak" stratejisi arasında bir bağ kurulduğu takdirde yaşanan gelişmeler daha anlamlı bir hale gelmektedir.

İnce'nin CHP eleştirisi

Muharrem İnce'nin Kılıçdaroğlu'na rakip olduğu günden bu yana parti yönetiminin hem kendisine hem de destekçilerine yönelik bir dışlama ve kara propaganda faaliyeti içinde olduğu bilinen bir gerçek. İnce'nin 24 Haziran'da CHP'nin cumhurbaşkanı adayı olduğunda dahi bu durum değişmedi ve İnce sürekli olarak parti yönetimi tarafından artık dizayn edildiği bilinen bir iftira ve kara propagandanın hedefi oldu. Ancak İnce, en başından beri ısrarla kendisinin CHP'li olduğunu, CHP ilke ve değerleri doğrultusunda parti içi tartışma ve kavgaları kamuoyu önünde yapmayacağını söyledi ve kendince partisini korumaya çalıştı. Bugüne geldiğimizde ise özellikle "Külliye'ye giden CHP'li" iftirası, Kaftancıoğlu'nun Ayasofya ile ilgili olarak kendisiyle alay eden yorumları ve son olarak kurultayda kendisinin dışlanması sonrası İnce'nin artık sabrının kalmadığı ve partisinden ayrılmaya karar verdiği anlaşılıyor.

Ancak İnce'nin yalnızca kendisine yapılanlar sebebiyle partisinden ayrıldığını söylemek haksızlık olur. Özellikle yürütülen siyasi strateji bağlamında İnce ile Kılıçdaroğlu arasında oldukça büyük bir fikir ayrılığı olduğu ve İnce'nin kendi partisini kurmasının esas sebebinin de bu ayrışma olduğu söylenebilir. Bu siyasi anlaşmazlık ise Kılıçdaroğlu'nun son kurultayda da söylediği gibi dostları önceleyen ve partiyi dolayısıyla da parti değer ve ilkelerini geri plana iten "önce ittifak" stratejisidir. Kılıçdaroğlu ve destekçilerinin AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı yenmek için tek çare olarak gördükleri "çatı aday" ve "tek ittifak" stratejisi bağlamında CHP yönetiminin kendi partilerini ikinci plana iterek ittifakın güç kazanmasını öncelemesi İnce'nin önce parti ve değerler görüşüyle çelişmekte. Buna ek olarak Erdoğan karşıtı aktörleri bu ittifaka dahil edebilmek adına geçmişte CHP tarafından Cumhuriyet'in "kutsal değerleri"ne saldırdığı ve zarar verdiği iddia edilen 'li eski aktörlere el uzatılması, İnce'nin "cumhuriyetçi değerlerden ödün vermeden siyaset" ilkesine uymamaktadır. Dolayısıyla İnce'nin kendisinin ve CHP'nin temsil ettiğine inandığı değerlerin artık CHP'de yer almadığı ve bu değerlerin yeniden siyaset sahnesinde temsil edilmesi gerektiğini düşünerek kendi partisini kurma kararı aldığı söylenebilir.

Muhalefet sevmeyen muhalefet

CHP'nin bu gelişmeye karşılık verdiği ilk tepki İnce'yi "bölücülük"le suçlamak şeklinde oldu. Ancak AK Parti ve 'den ayrılıp parti kuran isimleri oldukça memnuniyetle karşılayan CHP'nin kendi içinde bir ayrışma olduğunda hemen bölücülük suçlamalarına başlaması muhalefet adına çelişkili bir durum oluşturmaktadır. Dolayısıyla her seferinde kendisini demokratlık ile özdeşleştiren CHP'nin mevzu kendi içinde gerçekleştiğinde verdiği bu tepkiyle samimiyet testinden kaldığı ve hatta söz konusu demokratlığın yalnızca iktidarı eleştirmekte geçerli olduğu yönünde bir izlenim bıraktığı görülmektedir.

Ancak CHP cephesindeki asıl rahatsızlığın tüm siyasi ikbalin üzerine kurulduğu ittifak stratejisinin İnce'nin kendi partisini kurmasıyla zarara uğrayacağı düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Bunun temel sebebi ise İnce'nin CHP'nin ve artık yeni kuracağı partinin ittifakla değil kendi başına ve değerleriyle iktidar olması görüşünden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla İnce'nin yeni kuracağı partinin tek çatı altında birleştirilmeye çalışılan muhalefet blokuna katılmayacağı endişesi CHP'de yaşanan rahatsızlığın asıl sebebidir. Bu noktada İnce'nin bu hamlesinin CHP'ye değil, CHP'nin yürütmeye çalıştığı "tek ittifak" stratejisine tehdit oluşturduğu düşünülmekte ve "bölücü" suçlamalarıyla da esasen CHP değil, ittifak kastedilmektedir.

CHP'lilerin yaşadığı bu endişenin haklılık payı olduğu da bir gerçektir. Mevcut sistemde Erdoğan'ı yenmek isteyen muhalefet blokunun yüzde 1 oy oranına dahi muhtaç olduğu düşünüldüğünde İnce'nin CHP'nin organize etmeye çalıştığı tek muhalif ittifaka dahil olmadan, kendi başına yüzde 1 oranında dahi oy alması muhalefet açısından önemli bir kayıptır. Çünkü mevcut ittifak ve seçim sistemi göz önünde bulundurulduğunda muhalefetin başarı kazanması için tek bir ittifaka ve çatı adaya muhtaç olduğu, muhalefet blokunun bölündüğü ve ikiden fazla bloklu bir seçim yaşandığı aksi bir senaryoda Cumhur İttifakı'nın hem cumhurbaşkanı hem de parlamento seçimlerinde avantajlı olacağı bir gerçektir. Bu şekilde düşünüldüğünde özellikle CHP'den gelen tepkiler daha anlaşılır hale gelmektedir.

Sonuç olarak Muharrem İnce'nin bu hamlesinin CHP tarafından yürütülen ve zaten başarılması oldukça zor olan ittifak stratejisine zarar verdiği, bu sebeple de "bölücü" tepkilerine maruz kaldığı söylenebilir. Ancak gözden kaçırılan nokta da tam olarak budur. İnce'nin tüm değer ve ilkelerin, bunun da ötesinde doğrudan CHP'nin kendisinin geri plana itilerek "Erdoğan karşıtlığının" tek ilke olduğu bir ittifaka itiraz ettiği atlanmaktadır. İnce, CHP'nin savunması gerektiğini düşündüğü ve kendi inandığı ilke ve değerlerle Erdoğan'ın mağlup edilmesi gerektiğini savunmakta ve bunu artık CHP çatısı altında yapamayacağını düşündüğü için partisinden ayrılmaktadır. Dolayısıyla mevcut CHP'de İnce'ye yer olmadığı gibi İnce'nin de ayrılmasının esas sebebinin CHP'nin yürüttüğü "dostlar stratejisi" olduğu anlaşılmalıdır. Bu durum ise CHP içinde daha büyük bir sorunu ortaya koymaktadır: CHP içinde mevcut stratejiyi eleştiren, ona itiraz eden ve kendi yolunu çizmek isteyen her aktör, "bölücü" suçlamasıyla karşı karşıya kalabilir. Dolayısıyla İnce'nin partiden ayrılması, iktidarı demokrasi konusunda eleştiren CHP'nin demokratlığının ne kadar sahici olduğu hususunda bir turnusol kağıdı işlevi görmüştür.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA