Türkiye'nin en iyi haber sitesi

'da 15 Kasım Cuma günü, üyeleri Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Yargı Başkanı olan Ekonomi Koordinasyonu Yüksek Konseyinin kararıyla benzine kademeli olarak yapıldı. Bir süredir gündemde olmasına rağmen sürekli ertelenen zam kararına göre litre fiyatı 60 litreye kadar bin 500 tümene (75 kuruş) çıkarken bu rakam 60 litre üzeri benzin alımlarında 3 bin tümen olarak belirlendi. Akaryakıt tüketiminin had safhada olduğu ve akaryakıtın sürekli artan yaşam masrafları arasında İranlıların en rahat eriştiği kalemlerden biri olduğu ülkede zam kararı geniş çaplı protestolara neden oldu. Her ne kadar rakamlar teyide muhtaç olsa da gösterilerde protestoculardan ve güvenlik güçlerinden çok sayıda can kaybı yaşandığı gibi ağır maddi hasarlar da oluştu. Ülkede süregiden olumsuz ekonomik tablo ve artan baskısı hesaba katıldığında mevcut ortamda bu zammın yapılmasının siyaseten isabetsiz bir karar olduğu ortada. Kaldı ki dört yıldır benzine zam yapmayan Ruhani hükümeti bu kararın yükünü tek başına üstlenmekten kaçındı ve karar da bir hükümet kararı değil devlet politikası olarak çıkmış oldu. Beki de sorun tam da burada yatıyor.

İran'da uzun süredir devlet milletin reflekslerini okuyamıyor yahut teşhisi yapsa da siyasal sisteme hakim olan paradigma gerekli adımların atılmasını zorlaştırıyor. Bu paradigmada iki nokta özellikle önemli.

Birincisi, Muhammed Rıza Şah'ın 1979'da büyük halk hareketleriyle devrildiği ülkede her ne kadar anayasanın giriş bölümünde dahi halkın bu ayaklanmalardaki rolü, halkın farkındalığına ve bilincine atfedilse de bu olgu, İran İslam Cumhuriyeti'nin de benzer bir durumla karşılaşmaması için sisteme hakim unsurların toplumsal hareketler konusunda her zaman teyakkuzda olmasını beraberinde getirdi.

İkinci husus da bunu perçinledi. İran'daki siyasal sistem kuruluşundan itibaren ABD öncülüğünde uluslararası baskıya maruz kaldı ve benzin protestolarında da görüldüğü üzere "dış mihrak" vurgusu zaman zaman ülkedeki fiili sorunlardan sarfınazar edilmesine neden oldu. Bütün bunlar dikkate alındığında hakim paradigma ekseninde son benzin protestoları olağan olaylar olarak değerlendirilebilir.

Olağandışının olağanlaşması

Ülke çapına yayılan ve birçok kentin sokaklarında görülen protestolarda şimdiye dek yaşanan gösterilerde olduğu gibi bu defa da ekonomik ve siyasal sloganlar iç içe geçti. 82 milyonluk İran'da yoksulluk sınırının altında yaşayan milyonlarca insan bulunuyor. Yüksek enflasyon ve artan işsizlik oranlarıyla karşı karşıya bulunan düşük gelirli kesimler, İran ekonomisinde Ağustos 2018'de yeniden başlayan ABD yaptırımları nedeniyle yaşanan ve bu sene için yüzde 9,5 oranında olacağı tahmin edilen daralmadan da fazlasıyla etkileniyor. Olağan koşullarda dahi geçimin özellikle Tahran gibi büyük kentlerde zorlaştığı ve geride kalan yılda enflasyonun yüzde 40'tan fazla olduğu ülkede Ruhani hükümetinin aşamayacağı kadar önemli ekonomik problemler var. 2013 yılında ilk kez göreve seçildiğinde İran'ı uluslararası izolasyondan kurtararak ekonomik sorunlara çözüm üretme vaadinde bulunan Ruhani, beklentilerini nükleer anlaşmaya bağlamanın faturasını ödüyor. Gelinen nokta itibarıyla artık Ruhani'den beklentiler asgariye inmiş durumda. Hatta son protestolar konusunda güvenlikçi ve faturayı dış güçlere kesen söylemlerinden dolayı, cumhurbaşkanlığından önce on altı yıl süreyle ülkenin kritik kurumlarından Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreterliği yapmış olan Ruhani'nin "fabrika ayarlarına" dönerek siyaseten muhafazakarlaştığı yorumları da yapıldı. Diğer bir ifadeyle Ruhani de İran siyasetinin olağan akışına kapılmış duruyor. Ancak esasen ortada olağandışı bir durum var.

Daralan siyasal alan

İran otomobil ve motosiklet kullanımının son derece yaygın olduğu bir ülke. Öyle ki bu durum özellikle Tahran'da hava kirliliğini oldukça olumsuz yönde etkiliyor. Ancak İran'da motorlu vasıtalar aynı zamanda bir özgürlük aracı. Çevre yollarında ve şehirlerarası yollarda araçlarında özgürce seyahat eden İranlıların bu imkanının kısıtlanması büyük bir sorun. Buna bir de protestolarda görüldüğü üzere internet kısıtlanması eklenince bilhassa genç İranlıların büyük bölümü özgürlük alanlarının can alıcı şekilde daraldığını hissediyor. Ayrıca, iş çıkışlarında şahsi aracıyla birkaç saat kaçak taksicilik yapan birçok İranlı bu yolla ek gelir de elde ediyor. Benzin zamlarıyla bu alandaki kar marjı da azalıyor. Dolayısıyla İranlılar açısından benzin zammı yalnızca bir akaryakıt zammından ibaret değil.

Rasfancani'nin cumhurbaşkanı seçildiği 1989 yılından günümüze İran, neo-liberal ekonomi politikalarıyla popülist yaklaşımlar arasında gidip geliyor ve İran halkı çoğu zaman ekonomik açılım ile siyasal açılım arasında tercih yapmak durumunda kalıyor ve bu sarmal ülkeye zarar veriyor. Aralık 2017'de bankazedelerin şikayetleriyle başlayıp 2018'in başlarında da devam eden protestolardan kısa süre sonra ülkenin hayati iki kurumu olan Uzmanlar Meclisinin ve Anayasa Koruyucuları Konseyinin başkanlığını yapan Ayetullah Cenneti ülkedeki gelir uçurumuna dikkat çekerek insanların yaşam koşullarının çok kötü olduğuna temas etmişti. Bu alanda ortaya konan ekonomik kalkınma planları dışında somut bir yol haritası ise bulunmuyor. Dahası İranlıların azımsanmayacak bir kısmı ekonomik gidişattan memnun olmadığı gibi siyasal alanda yeterince temsil edildiğini de düşünmüyor. Son benzin protestoları ülke açısından bu durumun ne derece kritik bir konu olduğunu gösteriyor. İran İslam Cumhuriyeti'nin güvenlikçi yaklaşımları ülkedeki sorunları çözmediği gibi yalnızca ekonomi odaklı adımlar da sadra şifa olacak gibi durmuyor. Son olaylar da İran'da kapsamlı bir paradigma değişimine ihtiyaç duyulduğunun göstergesi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA