Türkiye'nin en iyi haber sitesi

M. Ali Ağabey'e veda edemem.. Ben yaşadıkça, o da benimle yaşayacak..
O, önce benim kaderimi değiştirdi. Bütün hayat planlarını avukat olmak üzerine yapmıştım. Hukuk Fakültesi'ne kaydolacaktım o kadar. Hukuk o zaman sınavsız alıyordu. Ne sınav ne lise derecesi. Kayıt.. Hepsi o..
M. Ali Ağabey, beni Mülkiye sınavına girmeye ikna etti.
"Gir. Kazanamazsan, Hukuk zaten hazır. Kazanırsan Mülkiye diploması alırsın. Dört dersten fark sınavı verirsin. Hukuk diploması da alırsın. Çift diploma sana hayatta daha fazla seçim yapma şansı verir" dedi.
Girdim. Kazandım. Mülkiyeli oldum. Daha ilk sınıfın ilk ayında okula geldi bir sabah. Kantinde beni buldu.
"Kalkın gazete çıkarmaya gidiyoruz" dedi. Biri kardeşi Ahmet, ikisi kuzeni (Ağbimle ben) üç Mülkiye öğrencisini aldı, Ulus'ta bir apartman dairesine götürdü.
O gece başımızda.. Söylediklerini yaparak gazeteyi çıkardık..
..Ve de "Eline mürekkep bulaşmak" derler, bizim meslekte.. Matbaa mürekkebi. O bulaştı mı, kovidden beter.. Kurtulamazsın..
Bir gece için gittiğim meslekte tam 63 yıldır varım.. Yaş 81.. Hala yazıyorum..
Bu eğer bir başarı ise, en büyük rol, bana bu mesleği öğreten, sabırla, bıkmadan usanmadan öğreten, sevdiren, hayatımın aşkı yapan M. Ali Ağabey'dedir.
Bugün okuduğunuz Gazeteci Hıncal Uluç kişiliğinin oluşmasında, dört ismin büyük rolü vardır..
Babam Fuat Uluç.. Bana düşündüğüm neyse onu yazmamı, inanmadığım hiçbir şeyi yazmamayı öğreten adam..
M. Ali Ağabey..
Bana gazeteciliği öğreten adam..
Cüneyt Ağabey (Koryürek) meslekte çok önemlidir, sosyal çevremi genişleten, coğrafi dünyayı tanımamı sağlayan adam..
Ercan Arıklı.. Beni Ankara'da keşfedip İstanbul'a getiren ve 'nin gelmiş geçmiş en büyük dergisi Erkekçe'yi çıkarmamı sağlayan adam..
İlk üçünü vakitsiz kaybetmiştim.. M. Ali Ağabey "Beni ben yapanlar"dan son kalandı. O da gitti işte..

***

Ölüm haberi cebime düştüğünde, ilk hissettiğim şey "Rahatlama" oldu. Bu hissi, annemin öldüğü haber verildiğinde de duymuştum..
Öyle derin sancılar içindeydi ki. Koluna devamlı takılı serumun içinden akan morfinler bile kesmiyordu. Bir gün odasına girerken, mırıldandığını duydum.
"Allahım, acı çekmeden bir, tek bir nefes alayım, sonra canımı al" diyordu.
M. Ali Ağabey'i Serpil ziyaret etmişti, son zamanlarda..
"Bugün sizi iyi gördüm ağabey" demiş, bacı..
"Sen M. Ali ağbinin bu haline 'İyi' mi diyorsun" demiş, ağabeyim.
O hayat dolu, o spor yapmadan ve çalışmadan duramayan adam, asansörsüz bir binanın beşinci katında, 3 metre karelik bir alanda hapis olacak.. Yardımsız hiçbir işini göremeyecek.. Giderek konuşması bile zorlaşır, zor anlaşılır hale gelecek..
Çektiği ıstırabı, ancak benim gibi onu çok iyi tanıyanlar anlar..
Biri 3, biri 6 yaş küçük iki kardeşini, biri kahpece suikast, biri gene kahpece güya trafik kazasında kaybetmiş olmanın yüreğinde yıllardır taşıdığı acısını da ekleyin..
M.Ali, Mahmut ve Ahmet Taner Kardeşler, gene buluştular şimdi.
Rahatlamam mı?.

*

Gazetecilikte bir anıt!.. M. Ali Kışlalı!..

(Bu yazı, 17 Kasım 2017, Cuma günü bu köşede yayınlandı.

***

Ağbim Öcal ve ben mesleğe 60 yıl önce, Yeni Gün gazetesinde başladık.. Kuzenimiz M. Ali Kışlalı'nın yanında.. Temel eğitimi orda aldık.
Yüksek lisansı ise, gene Kışlalı'nın çıkardığı "Yankı Okulu"nda yaptık..
O okuldan kimler kimler mezun oldu, saysam bitmez.. Ama orada yetişenlerin hemen hepsi bugün çok ünlü birer gazeteci. En büyük gazeteleri yönettiler.. En müthiş dergileri, en popüler gazeteleri çıkardılar. En okunan yazarlar oldular..
Hepsinin meslek diplomasının altında "M. Ali Kışlalı" imzası vardı çünkü..
Kışlalı, bu mesleğin, son yıllarda sayısı hayli artan fakültelerine rağmen, gelmiş geçmiş en büyük hocasıydı. Kanıt mı?. Yetiştirdikleri meydanda.. "Ayinesi iştir kişinin" demiş eskiler..
Kışlalı, gazeteciliği teorik değil, iş başında öğretiyordu.
Sonradan aramıza katılan üçüncü kardeşimiz Serpil, kendi kardeşi Ahmet de o okulu bizimle bitirmişti.
Kışlalı hele o yıllarda ülkede gazeteciliği en iyi bilen kişiydi. Çünkü Fransızca ve İngilizceyi çok iyi bildiği için, dünyaca ünlü The New York Times'ın ve efsane dergi Time'in Türkiye temsilcisiydi.
The New York Times ve Time yöneticileri ona öğretiyordu mesleği.. O da bize.. Bir örnek vereyim.. Hani Türkiye'nin Cumhurbaşkanı seçemediği günler.. Kriz büyüyor. Time, bizden 8 bin kelime ile durumu anlatmamızı istedi. Her şeyi bütün ayrıntıları ile yazdık. Derginin editörleri okuyacak ve 800 kelimeye indirip yayınlayacaklar..
Yazıyı teleksle geçtik.. O gece sabaha karşı, bizim bağlı olduğumuz Avrupa Müdürü, Roma'dan aramış Kışlalı'yı.. "Amerika'dan arayıp sormamı istediler" demiş.
Yazıyı 800 kelimeye indirecek Time'ın Orta Doğu ve Türkiye editörü, 8 bin kelimelik yazıda bir cümleye takılmış..
"Ankara'nın üzerinde kara bulutlar dolaşıyordu. Jetler, bir türlü Cumhurbaşkanını seçemeyen Meclis'in üzerinde alçaktan uçuş yapıyorlardı" diye yazmıştık biz.. Amerika'daki editör "Sor Ankara'ya" demişti, Romalı'ya.. "Kentin üzerinde kara bulutlar dolaşıyorsa, jetler nasıl alçaktan uçuş yapabiliyorlar?."
Kışlalı, haber, yazı nasıl yazılır, çok iyi öğrenmiş, öğrendiklerini de bize fazlasıyla öğretmişti. Ama öğretirken çok acımasızdı..
Bir defasında kardeşi Ahmet'e on satırlık bir yazıyı on defa yazdırmıştı. Ağbimle ben, işimizi bitirmiş, M.Ali ağabeyin odasında toplanmış sohbet ediyorduk. Ahmet yazıyı getiriyor, Kışlalı şöyle bir bakıp çöpe atıyordu. Ahmet "Bari nesi yanlış onu söyle" dedi ama, aldırmadı, M. Ali Ağabey.. Yanlışımızı kendimiz bulmalıydık ki, bir daha yapmayalım.
"M.Ali Ağabey acımasız. Ona tahammül güç. Ama bize bu mesleği harika öğretiyor. Yapacağımız şey şu.. Kim kızıp giderse, kalan ikisi ertesi gün gidip onu geri getirecek.."
Öyle titiz, öyle izleyici, öyle bilen ve öğreten bir hoca ile yetiştik işte Yankı okulunda.. Ordan çıkan herkesin bir şey olması tesadüf değil yani..
Hafta sonu Ankara'da Kemallerde, Nükhet'in efsane kahvaltı masasında toplanınca ağbim tebliğ etti..
"Kahvaltıdan sonra M. Ali Ağabeye gideceğiz!."
Son günlerde biraz rahatsız, evden çıkamıyormuş.. O zaman biz ona gideceğiz..
Gittik.. Çankaya yokuşundaki Birinci Basın Sitesi'ndeki evinin kapısında biz dört kardeşi görünce nasıl mutlu oldu. Nasıl sarılıştık..
Tabii, hemen eski günler, eski anılar..
"Biz gazeteciysek, sayende" dedik.. O inanılmaz titizlik anıları çıktı ortaya.. Ağbim "Her acımasızlığın bize bir şeyi, unutmamak üzere öğretti. Teşekkürler, ama bir şeyin eksikti ağbi.. Tüm o yıllar boyunca bir tek kere de 'Aferin iyi olmuş' demedin. Hiç mi iyi şey yapmadık" dedi..
Demezdi. Hatta, bir yazısı için Amerika'dan gelen "Teşekkür" notunu bile Serpil'den saklamıştı, onu anlattı.. "Şımarmayasın diye" dedi Serpil'e..
Güldüm..
"Üç yıl önce bana bir mail atmış ve 'Bugünkü yazın harika' demiştin, Ağabey.. Ben de sana cevap yazmıştım.. 'Ağbi, 50 sene sonra, ilk defa beğendiğini saklamadın. Bu ihtiyarlık alameti' diye. Hatırlıyorsun değil mi?." dedim..
Gülüştük.. Sarılıştık..
Bir kuzen, bir hocadan çok ötesi, bizim için, bizim meslek için "Anıt" M. Ali Kışlalı'dan hem ne nasıl harikulade duygularla ayrıldık..
Her şey için teşekkürler, bizim acımasız Hocamız, can kuzenimiz!.
(Bu yazının sonuna bir not eklemişim, M. Ali Ağabey'e hitaben.. "Ağbi doğru söyle, beğendin mi?. Cevabın 'Ulan' diye gelecektir, kesin.")

*

M. Ali Ağabey'i bir de kendinden dinleyin...

(Bu röportaj, 2014 yılında, Gazeteciler Cemiyeti'nin yayın organı 24 Saat'te yayınlandı. M. Ali Ağabey, ilk defa kendisi hakkında bu kadar ayrıntılı konuşuyordu. Üçe bölerek size tamamını sunacağım. Bu ülkede "Ben gazeteciyim" diyen hemen herkeste katkısı olan, pek çoğunu "Kışlalı Okulu"nda bizzat yetiştiren M. Ali Ağabey'in ardından tek sütun haber, bir ölüm ilanı bile çıkmadı.. Üç gün bu köşede "Kışlalı" okurlarsa, belki içlerinden bir utanan çıkar.

***

Öğrenimini tamamlayabilmek için gazetede çalışmaya başladı, basında hemen ünlendi, başkentte ilk diplomatik muhabir oldu, yakın tarihimizin önemli yayınlarından Yankı Dergisi'ni çıkarttı, mesleğe birçok isim kazandırdı, kendi deyimiyle zoraki emeklilik yaşadığı döneminde Mehmet Ali Kışlalı ile anılarını tazeledik.
Üsküp'ten göç eden Yüzbaşı Ali Efendi Gaziantep'in Kilis ilçesine yerleşir, yasa çıkınca da mesleğinden dolayı 'Kışlalı' soyadını alır. Bankacı oğlu Hüsnü Bey de burada eşraftan Öğretmen Lütfiye Hanımla evlenir, ilk iki çocukları hayata tutunamaz, üçüncü çocukları Mehmet Ali Kışlalı 4 Aralık 1933'te Kilis'te dünyaya gelir. Memur ailenin atandığı Zile ilçesinde de Mehmet Ali Kışlalı, beş yaşında ilkokula başlar, daha sonra geldikleri Nizip'te de ilk eğitimi biter. Kışlalı'nın hedefi, Atatürk'ün silah arkadaşlarından olan halasının eşi Aşir Akdi gibi subay olmaktır, Konya Askeri Ortaokulu'na başvuru yapılır. İlkokula erken başlaması askeri okula girmesine engel olur, Mehmet Ali Kışlalı Galatasaraylı oluşunun öyküsünü anlatıyor:
"Milli Mücadele'de Atatürk'ün yanında olan eniştem Aşir Bey benim idolüm, dedem de asker, onlar gibi olmak istiyorum fakat bir yaş küçük olduğumdan askeri okula almadılar. Okullar açıldı, annem arayış içinde, Nizip'teki eczacının oğlu Lisesi'nde okuyor, annem buraya yöneldi ve ben bir dönem bekledikten sonra 11 yaşımda Galatasaray Lisesi'nin, sadece Fransızca öğretilen, Ortaköy'deki yetiştirici bölümüne yatılı olarak girdim. Burada tanıştığım ve ilk günden başlayarak çok iyi bir dostluk kurduğum arkadaşım, daha sonra tiyatroyu seçen merhum Asaf Çiğiltepe oldu."

Galatasaray Lisesi'nde bir Fenerbahçeli
"Çocukluğumuzda bir top bulunca peşinden koşuştururduk, annem de buna karşı idi. Ben Galatasaray Lisesi'nde her sporla ilgileniyorum. Futbol, voleybol derken hentbolu da orada gördüm. Sınıfın da uzun boylularındanım her takımda yer bulabiliyorum. benden bir sınıf büyük, okul takımından kulübe almışlardı onu çok yetenekliydi. Bana, yıldız takımının kurulduğunu girmemi önerdi. Basketbolu hiç oynamadım, gittim takıma aldılar, en uzun boylu benim. Bilir bilmez oynadık Galatasaray A Takımı'na kadar çıktım.
Antrenörümüz Samim Göreç Fenerbahçe'ye transfer oldu beni de götürdü, Galatasaray Lisesi son sınıfındayım... Büyük olay oldu, okulun geleneksel pilav gününde Galatasaray Kulüp Başkanı bana 'Neden böyle oldu' gibi serzenişlerde bulundu ve Turgay Şeren'i çağırdı, 'Bunu kaleci yetiştireceksin' dedi.
Turgay beni Galatasaray'a kaleci hazırlıyor, Galatasaray Lisesi'nde bitirme sınavlarına giriyorum ve Fenerbahçe kulübünde basketbol oynuyorum!"
Mehmet Ali Kışlalı ailesinin üniversite eğitimi için düşlediği yurtdışı programına pek sıcak bakmamaktadır. Küçük kardeşi Mahmut da Galatasaray Lisesi'ndedir, en küçük kardeşi Ahmet Taner de ortaokul öğrencisidir.
Yurt dışı döviz sadece teknik eğitime verildiğinden, annesinin ısrarı ile Fransa'da mimarlık eğitimi için başvuru yapar, döviz ve pasaportu hazırdır, okuldan da davet mektubu gelmiştir ki liseden tanıdığı sporcu Yılmaz Gündüz'ün çağrısı ile rotasını Ankara'ya çevirir. Kışlalı'yı basınla tanıştıran öyküsü şöyle:

Hayal kırıklığı
"Yılmaz Gündüz, Mülkiye son sınıfta, hem futbol hem basketbol milli takımlarında oynuyor. Bana 'Mülkiye Galatasaray'ın devamı, Ziraat Bankası da personelinin çocuklarına burs veriyormuş gel' dedi. Mülkiye o zaman sınavla girilen iki okuldan biri. Sınavı kazandım, Fransa'yı unuttum, annem üzüldü ama ben artık aileme fazla yük olmak istemiyordum.
Sıra geldi burs konusuna, gittim Genel Müdürlüğe, yetkili ayda 75 lira olan bursun sadece çalışan personelin çocukları için olduğunu söyleyince hayal kırıklığı yaşadım, babam emekli çünkü...
Yılmaz Gündüz, 'Üzülme yeni bir kulüp kuruldu sana orada iş ayarlarım' dedi ve ben Yenişehir Spor Kulübü Basketbol Takımı'nda haftada iki gün antrenörlüğe başladım, haftalık yedi buçuk lira...
(Yarın.. Gazetecilik başlıyor)

*

SEVDİĞİM LAFLAR

Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.
Hz. Ali

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA