Türkiye'nin en iyi haber sitesi

On dokuzuncu yüzyılın başında 'yı yöneten İmparator Napolyon Bonapart'a atfedilen bir söz vardır. Napolyon, bir işçinin oğlu olarak doğup, askeriyede yükseldiği için kendisini hakir gören aristokrasi sınıfının mensupları, "Bu adam soylu değil, bir işçinin oğlu. Kim ki bizim kralımız olacak" deyince, "Asaletim, soyluluğum benimle başlar. Benim soyumdan devam eder" diye cevap vermiş.

Bonapart'ın kendisini hakir gören sınıfın (aristokrasi) mensuplarının alaşağı edildiği Fransız Devrimi'nde Jakobenleri destekleyerek iktidara gelmiş olması da anlamlı bir rastlantıdır.

Napolyon'dan beri Fransa'nın en genç lideri olarak pazarlanan Emmanuel Macron'un yaşam öyküsüne baktığınızda bu tür bir özgüveni yansıtacak -Frankofon deyimiyle- en küçük bir 'anekdot' yok. Macron'un mazisinde özetle bir nöroloji profesörü ve fizikçinin oğlu olarak doğmak, küresel sermayenin temsilcisi Rothschild & Cie grubunda görev yapmak, Ekonomi, Sanayi ve Dijital İşler Bakanlığı görevini ifâ etmek ve nihayetinde bir 'küreselci projesi' olarak 2017'de Fransa'ya Cumhurbaşkanı seçilmek dışında bir şey yok. (Küreselcilerin projesi olması Fransa iç siyasetinde bile eleştiri konusu.)

Zirvelerde, ama 'sönük' özgeçmişine rağmen Macron, krizinde Yunanistan'ın yanında yer alırken, stratejisinin şirazesini kaçırıp " olarak Türk halkına karşı değil, Erdoğan'a karşı net tavır almalıyız. Türk halkı büyük bir halk, daha iyisini hak ediyor" deme cüretini gösterebilmiş biri. Her ne kadar sonradan, Korsika (Napolyon da Korsikalıydı!) Adası'nda düzenlenen Avrupa Birliği (AB) Üyesi Güney Avrupa Ülkeleri Zirvesi'nde (MED-7) sonunda "Saf değiliz ama ile iyi niyet çerçevesinde yeniden diyalog kurmak istiyoruz" dese de…

Macron'un öncülüğünde toplanan zirvenin sonuç bildirgesinde "Bölgedeki tüm ülkeleri hukuka uymaya çağırıyoruz. Tarafları diyaloğa ve müzakereye davet ediyoruz. Yunanistan ve Rum Kesimi'ne desteğimizi yineliyoruz" diyerek ana stratejiden sapmayacaklarını göstermiş oldular. Üstelik yine bildiride yer verilen "Türkiye'yle diyaloga geçilmesinde ilerleme sağlanamaması ve Türkiye'nin tek taraflı faaliyetlerini sonlandırmaması halinde, Avrupa Birliği ilave kısıtlayıcı tedbirler listesi geliştirmeye hazırdır" cümlesiyle aba altından sopa göstererek… "Ateş olsanız cirminiz kadar yer yakarsınız" deyip geçelim.

Zaten Dışişleri Bakanlığı da Macron'un "Türk halkı daha iyisini hak ediyor" cümlesiyle biten küstah sözlerine şöyle cevap verdi: "Fransa Cumhurbaşkanı Macron yine eski sömürgeci refleksleriyle kibirli, üst perdeden ders vermeye çalışan bir açıklama yapmıştır."

CİZVİT OKULU'NDAKİ HOCASIYLA EVLENDİ

Macron'un tam adı Emmanuel Jean-Michel Frédéric Macron. 21 Aralık 1977 Amiens doğumlu. Babası nöroloji profesörü Jean-Michel Macron, annesi fizikçi Françoise Noguès. Anne ve babası 2010 yılında boşanan Macron'un 1979 ve 1982 doğumlu iki kardeşi var.

Macron'un büyük büyük dedesi George William Robertson bir İngiliz. Bristol/İngiltere doğumlu. Anne tarafından büyükleri ise Güneybatı Fransa, Gaskonya bölgesinden.

Macron, her ne kadar dindar olmayan bir ailede büyüse de kendi talebi üzerine 12 yaşında Katolik kilisesi tarafından vaftiz edildi. Ancak Fransa Cumhurbaşkanı bir dine inanmıyor, kendisini 'agnostik' (bilinemezci) olarak tanımlıyor.

Macron, liseyi, ailesinin gönderdiği Cizvit okulu La Providence'ta okudu. Burada Brigitte Trogneux adlı bir öğretmenden eğitim aldı. Kendisinden 24 yaş büyük olan, evli ve üç çocuk sahibi bu kadına âşık oldu! Buyur burdan yak! 1953 doğumlu Trogneux, sekiz aylık bir 'birbirini tanıma süreci'nden sonra Ocak 2006'da eşinden boşandı ve 2007'de Macron'la evlendi. Brigitte Macron'un ilk eşi bankacı Andre Louis Auziere'dan iki kızı, bir oğlu var. Ayrıca yedi de torunu sahibi.

Macron, eşini tanıdığında henüz 16 yaşındaydı. Brigitte ise 41. Brigitte Macron, Fransa'nın ünlü magazin dergisi Paris Match'e bu olayı şöyle anlatıyor: "Ona karşı bende bir zafiyet oluşmaya başladığını hissetmiştim. Aynı duygular onda da belirmişti."

Bu tuhaf yasak aşk hikâyesinin (yaş farkı bir yana, neticede kadın evliydi) fâş olmasını önlemek üzere Macron okul değiştirdi, Paris'teki IV. Henri Lisesi'ne gitti.

Okuluna veda ederken öğretmenine şöyle dediği rivayet edilir: "Ne yaparsanız yapın, bir gün sizinle mutlaka evleneceğim!"

YÜKSEK LİSANSI MACHİAVELLİ ÜZERİNE

Emmanuel Macron, Nanterre Üniversitesi'nde felsefe okudu. Yüksek lisansını Paris Üniversitesi'nde Machiavelli ve Hegel üzerine yazdığı tezle aldı. Hegel de siyasete pragmatist bakan bir filozoftu, Napolyon'un otoriter yönetimine hayrandı mesela. Ancak Macron'un daha ziyade Machiavelli'den ilham aldığı anlaşılıyor. Bu Makyavelizm ile geçmişte 'de görev yaptıktan sonra bir merkez partiden cumhurbaşkanı seçilmesi şaşırtıcı değil.

2008'de Rothschild & Cie Bank'ta yatırımcı olarak çalıştıktan sonra Mayıs 2012'deki seçimden sonra François Hollande tarafından genel sekreter yardımcılığına getirilmesi de yine bu Makyavelizm'in ürünü. Macron, bu süreçte bir anlamda Hollande'ın yanına siyasete hazırlanmak üzere 'implant edildi'. Ardından Manuel Valls hükümetinde Ekonomi, Sanayi ve Dijital İşler Bakanlığı yaptı. (26 Ağustos 2014 - 30 Ağustos 2016)

Ağustos 2016'da kabinedeki görevinden istifa etti ve 2017 seçim kampanyasına başladı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine merkez parti En Marche'dan (Yürüyüş anlamına geliyor) girdi. Seçimlerde ırkçı Marine Le Pen'le yarıştı ve 14 Mayıs 2017'de ikinci turda yüzde 66,1'lik oyla Cumhurbaşkanı seçildi. (Le Pen yüzde 33.9'da kaldı.)

'UCUZ MAKYAVELİZM'LE NATO'YA SARILMA!

Emmanuel Macron, daha sonra beyin ölümünün gerçekleştiğini iddia edeceği NATO'nun toplantısına ilk kez 25 Mayıs 2017'de katıldı. Yıldızının bir türlü barışmadığı ABD Başkanı Donald Trump'la ilk görüşmesi de bu tarihe denk geliyor. (Nasıl barışsın. Ulus devletçi Trump'ın, Macron'u sevmesi ihtimal dışı!)

Macron, dört gün sonra Versay Sarayı'nda Vladimir Putin'le görüştü. Bu görüşme şu açıdan önemli: Macron, küresel sermayenin öncelikle Çin ve sonra Rusya dengesi gözeterek yayılmak istediğini bildiği için hep buna uygun bir strateji izledi ve Rusya ile arayı bozmamaya özen gösterdi.

İşine geldiğinde Rusya'yla iyi geçinmek için elinden geleni yaptı, "NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti" dedi, diyebildi ama Türkiye, Rusya ile benim bir süredir 'asimetrik ittifak' dediğim bağlamda işbirliği süreçlerine girdiğinde nasırına basılmış gibi bağırdı. Böyle durumlarda ucuz bir Makyavelizm'le NATO şemsiyesine de sarıldı. Türkiye, Rusya'dan S-400 alınca, "Türkiye ile pek çok konuda işbirliğimiz var. Ama hem NATO üyesi olup hem S-400 almak nasıl mümkün oluyor?" diye demeç vermesi boşuna değildi.

Macron'un; Lübnan, Irak, Suriye ve Libya'da Türkiye aleyhine çalıştığını sağır sultan bile biliyor. Türkiye'nin Irak'ta yürüttüğü terörle mücadele operasyonlarına karşı, Suriye'deki askeri varlığımıza karşı, Libya'da Hafter'i destekliyor, Lübnan'da tekrar 'mandater' olma hevesinde.

KÜRESELCİ AKIL HOCASI KİMDİ?

Küreselci Macron'un akıl hocası Jacques Attali adlı biri. Attali'nin babası, Cezayir'in Fransız sömürgesi olduğu dönemde parfümeri sektöründe başarılı olmuş Yahudi bir girişimciydi. Belli ki 18. Yüzyıl Fransası'nda parfüm sektörünü anlatan Patrick Süskind'in Koku adlı romanın (Filmi de yapıldı) kahramanı Jean Baptiste Grenouille'un olağanüstü koku alma yeteneği gibi Attali'nin de Macron gibi 'kullanışlı eleman'ları keşfetme konusunda yeteneği varmış.

Attali, daha 20. yüzyılın ikinci yarısının başlarında küreselci görüşler öne süren bir yazardı. Mesela şöyle bir ütopyası vardı: Kanlı savaşlar sonucu tüm ulusların ve devletlerin ortadan kalkması ve kurtulan insanlığın tek dünya devleti yönetimi altında birleşmesi.

Macron 2007'de Attali ile tanıştı, Attali, onu Rothschild ailesinin Fransa'daki en etkin ismi ünlü banker David Rene de Rothschild'in sağ kolu François Henrot'yla tanıştırdı. Macron'un küreselcilerle teması ve yükseliş öyküsü böyle başlıyor.

Macron, Rothschild Bankası'nda çalışırken Pfizer'in alınmasına öncülük etti. Dokuz milyar euroluk bu alışveriş Macron'un da zenginleşmesine vesile oldu. 'Küresel oligarklar'la güç devşiren Macron'un 'küresel oligarşi'nin gizli temsilcisi olmasına şaşmamalı.

JÜPİTER BAŞKANLIK MODELİ!

Vaktiyle burjuvazi, Fransız Devrimi ve sonrasında ulus devletleri desteklemişti, şimdiyse burjuvazi, küresel güçlerin yanında ve ulus devletlere karşı. 'Olay yeri' yine Fransa. Fakat ne devrimde burjuvazinin desteğini arkasına alarak ilk ulus devleti (Birinci Fransız Cumhuriyeti) kuran Napolyon'un (Sonradan imparatorluğunu ilan etti, o ayrı) yetenekleri var Macron'da, ne de şimdiki sermaye o zamanki gibi politik süreçleri doğru okuma ferasetine sahip. Macron'un özendiği Beşinci Fransız Cumhuriyeti'nin Lideri Charles de Gaulle'un da küresel sermaye ile dengeli ilişkileri vardı ama Gauelle siyasetçiydi, Macron siyasetçi bile sayılmaz.

Macron, konuşmalarında zaman zaman De Gaulle'a atıf yapıyor. Napolyon yetmezmiş gibi De Gaulle'a da özeniyor. Anadolu'da âmiyane bir deyim vardır, onu biraz değiştirerek "Deve nere, kulağı nere…" deyip geçelim.

Macron, Fransa 'Jüpiterian başkanlık' dediği şeye ihtiyaç duyarken, selefi François Hollande'ı 'normal başkan' olmakla eleştirmişti. 2016'da 'François Hollande Jüpiter başkanlık modeline inanmıyor" dediği vaki. Pagan Roma Tanrısı Jüpiter'den (Sözde tanrılar kralı. 'da Zeus neyse Roma'da da Jüpiter o!) mülhem bu kavramın, Avrupa basınında çokça bahsi geçti, ancak kavram bizim medyada pek konuşulmadı. 'Jüpiterian başkanlık' dediği, yüksek yetkilerle donatılmış bir başkanlık tipi. Yani Cumhurbaşkanımız 'ın 'koşan terleyen cumhurbaşkanı' dediği modelin bir benzeri. Gelgelelim Macron, ne bu yüksek yetkileri taşıyabilecek, ne de doğru stratejilerle çalışan başkan profili verecek müktesebata sahip biri değil.

Dolayısıyla 'küreselciler'in 'Napolyon'dan beri en genç lider' ve 'Jüpiter başkan' olarak lanse ettiği Macron'la ilgili proje, esaslı bir fiyaskodan ibaret.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA