Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Necmettin Erbakan'ın cenaze törenindeki geniş tabanlı katılım, öncelikle Türk siyasi kültürünün eriştiği olgunluğun bir göstergesi olarak okunmalıdır. Erbakan'la olan her türlü fikir ayrılığına ve eski siyasi çatışmalara rağmen, Başbakanlık yapmış bir hareket lideri ve politikacının vefatının ardından askerler dahil her kesim tarafından sergilenen medeni tavırlar, ileri seviyede bir demokratik siyasi ahlakın Türkiye'de artık sağlam temellere oturduğuna da işaret ediyor. Dahası, bu cenaze, hesap verebilirlik ve şeffaflık anlayışının Türkiye'de medya dışında tüm kurumlara sirayet etmeye başladığının da göstergesi olarak okunabilir. Ancak, Erbakan'ın naşı etrafındaki kalabalıklar, bir anlamda Türk siyasetinde 28 Şubat darbesi ile karikatürize edilen irtica ile "taklitçi" batıcılık arasındaki yarım asırlık bir kültürel ve siyasal kutuplaşmanın da cenazesini kaldırmış oldular. Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Görüş hareketinin en önemli başarılarından birisi, Türkiye'nin Jakoben Kemalist eliti tarafından "irticai gericilik" ile özdeşleştirilen dindar Sünni Müslümanların iç ve dış politikadaki hassasiyetlerini, çok partili demokratik siyasete taşımak ve bu hassasiyetleri milliyetçilik, modernleşmecilik ve uluslararası ilişkilerde adalet temalarıyla birleştirip soğuk savaşın zirvesindeki sağ ve sol çatışması ortamında alternatif üçüncü bir siyasi yol önermekti.

Milli Görüş versus jakoben Kemalizm

Milli Görüş hareketi İslami kavram ve sembolleri modern siyasetin içine sokarken, Türkiye'yi yöneten Jakoben elitleri, Müslüman kimliğine yabancılaşmış, adeta kendi kendini kültürel sömürgeciliğe tabi tutmuş bir "taklitçi zihniyet" olarak adlandıracaktı. Gerçekte, ne Kemalizm ve Türkiye'deki diğer siyasi ideolojiler basit bir batı taklitçiliği idi, ne de dindar Müslümanlar gerici veya mürteciydi. Ancak, Kenan Evren, Çevik Bir veya Vural Savaş'ın kendini Batı yanlısı ilerici figürler olarak lanse ettiği bir dünyada, Milli Görüş hareketi kendini bu otoriteryen ve laikçi ideolojiye alternatif olarak kurgulayacak ve cumhuriyet elitlerini kimliğine ve kültürüne ihanet eden taklitçiler olarak tanımlayacaktı. 28 Şubat'ın karanlık tecrübesi, tam da bu kaba ikilik üzerine oturmuştu ve pek çok yönden Türkiye toplumunun benimsediği kozmopolit hayat gerçekliğine uymuyordu. Süleyman Demirel, Erbakan'a karşı oluşturulan post-modern darbenin zirvesinde dokuzuncu senfoni ve klasik Avrupa müziğini "gerçek Türkiye değerleri" olarak gösterdiğinde Türkiye'de her siyasi görüşten insanlar, Sezen Aksu dinlemeye devam ettiler. Ancak, 28 Şubat tecrübesi, bir anlamda herkese bu ikiliğin ne kadar demode olduğunu tüm çelişkileriyle göstermiş oldu. Batı medeniyeti adına başörtüsü yasağını engizisyon gibi uygulamaya çalışanlar ve darbe savunuculuğu yapanlara karşı, dindar Müslümanların özgürlüklerini garanti altına almak için AB'ye üye olmanın gerekliliğinden bahsedildiğinde, Jakoben Kemalizm ve Milli Görüş kalıpları zaten kırılmış demekti.

Şablonlara dayalı siyasetin sonu
AK Parti'nin siyasi başarıları büyük ölçüde bu "irticaya karşı taklitçi batıcılık" siyasi söyleminin aşılmasına dayandığı gibi, o bulanık geleneğe de öldürücü darbeyi vurdu
. Son sekiz yıldır, AK Parti yönetimi altında Türkiye, Avrupa topluluğunun normatif evrensel değerleriyle daha fazla yakınlaşmış oldu ve bu dönemde AK Parti tabanı Türkiye'deki en güçlü AB yanlısı grup olageldi. Netice olarak, şu anda AK Partiye muhalefet eden gruplar arasında kimse "irtica" lafını ağzına dahi almıyor bile. AK Parti'nin sivil diktatörlük gibi anlamsız terimlerle eleştirilmesi bile artık demokrasinin bir kriter haline geldiğini ve kültürel kutuplaşmaya dayalı siyasetin önemini kaybettiğini gösteriyor. AK Parti'nin bu demokratik başarısı ile beraber, Necmettin Erbakan'ın yıllardır idealini kurduğu iki önemli gaye de zamanla gerçekleşmiş oldu: Birincisi, Türkiye'nin ekonomik kalkınma rüyası idi. Yıllardır ağır sanayi hamlesi planları yapmış Erbakan için Türkiye'nin dünyanın en büyük ekonomilerinden biri haline gelişini görmek sevindirici olsa gerek. İkincisi ise, Türkiye'nin İslam dünyasına lider olması rüyası idi. Güçlü demokrasi ve ekonomi ile diğer Müslüman toplumlara ilham kaynağı olan Türkiye'nin liderleri, uluslararası ilişkilerde ezilmiş halkların hakkını savundukça, çoğu baskıcı rejimler altında yaşayan Müslüman halklar için yeni bir Türkiye modelinin oluşmasını sağladılar. Necmettin Erbakan'ın siyasi kariyeri boyunca amaçladığı idealleri gerçekleştirmek, ironik bir biçimde onun da bir parçası olduğu soğuk savaş dönemi kültürel ve siyasal kutuplaşmasının aşılması ile mümkün oldu.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA