Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Erdoğan dönemi AK Parti'nin en büyük başarısı, kadrolarını toplumun tüm kesimlerine açıp, partinin bir hizip ve dar ideoloji kontrolüne geçmesine engel olarak, toplumdaki değişim ve dönüşümü kısa sürede parti vizyonuna yansıtmasıdır

AK Parti tabanı ve kadroları bir yandan liderlerini bir halkoyu zaferi ile Cumhurbaşkanlığı makamına taşımanın gururunu yaşarken, diğer yandan Erdoğan dönemi AK Parti siyasetinin başarılarının sırlarını tahlil edip, bundan sonra da onun bıraktığı yerden bayrağı taşıyacak bir lider arayışı içine girmiş durumdadır. Geriye dönüp bakıldığında Erdoğan dönemi AK Parti'nin en büyük başarısının, kadrolarını toplumun tüm kesimlerine açıp, partinin bir hizip ve dar ideoloji kontrolüne geçmesine engel olarak, toplumdaki değişim ve dönüşümü kısa sürede parti vizyonuna yansıtmasıdır.
Erdoğan'ın demokrat muhafazakar halk tabanı içinde her türlü renge, fikre ve eğilime parti içinde yer verip, tüm farklı görüşleri harmanlayarak ortak bir vizyon etrafında çoğulcu kadrolar oluşturma becerisi artık parti içinde kurumsal bir kültür haline de geldiği için, AK Parti tabanı partilerinin ANAP gibi Turgut Özal sonrasında Mesut Yılmaz hizipçiliği ile zamanla erimesi korkusunu taşımamaktadır. Kurulduğu günden bu yana AK Parti'nin dar bir klik ile yönetilen ideolojik kadro hareketine dönüşmesini engelleyen üç ana kriter yeni dönemin şifrelerini de beyan etmektedir.
AK Parti'ye Erdoğan'ın miras bıraktığı ilk temel kriter, tabandaki çoğulcu yapı ile partiye yön veren idealler ve vizyon arasındaki hassas dengenin korunması olmuştur.
Bu denge için, AK Parti'de asla tipik bir kadro hareketinin tek tipleştirmeye yönelik hamleleri görülmedi ve AK Parti hiçbir zaman bir merkez politbüro usulü ile çalışmadı. Her seçimden sonra toplumsal dinamikleri iyi kavrayıp, tabandaki toplumsal çeşitliliği tavanda temsil etmeyi başaran bir kadro profili ile hükümetler teşkil edildi. Bu süreçte, örneğin, AK Parti tabanında yer alan Gülen örgütü üyeleri, bir hizip olarak AK Parti'yi içerden ele geçirmeye çalışınca, Erdoğan'ın çoğulculuk ilkesinin vetosu ile karşılaştı. Zaten Gülen örgütü de Partiyi içerden ele geçiremeyeceğini anlayınca bu sefer Erdoğan'ı hedef alan kampanyasını başlattı. Zira Erdoğan tarzı liderlik, bu örgütün partiyi ele geçirip tabandaki diğer eğilim ve cemaatleri yok etmeye çalışmasına izin vermediği gibi, bu çabaların sahiplerini de parti dışına çıkmaya zorladı.
Erdoğan'ın yeni genel başkana devrettiği ikinci önemli kriter, Parti'nin Türkiye toplumunu oluşturan mozaik karşısında, hiç bir zaman dışlayıcı olmadan, her kesimi dahil edip, temsilini sağlaması olmuştur.
Bu yüzden AK Parti değişik açılım siyasetleri ile muhafazakâr demokrat tabanın ötesinde grupları kucaklamaya ve temsil etmeye çalışmış veya Numan Kurtulmuş ve Süleyman Soylu gibi farklı siyasi eğilimlerin liderlerini partiye katmayı tercih etmiştir. Erdoğan sonrasında da AK Parti içine kapanmamalı, zaten merkezdeki birleştirici konumunu daha da güçlendirerek, her kesimden oy almayı ve kadro devşirmeyi becerebilmelidir.
İş adamlarından sendika başkanlarına, farklı siyasi çizgideki politik figürlerden, sivil toplum temsilcilerine kadar her sınıf ve etnik geçmişi kucaklamayı da sürdürmelidir. Bu çoğulcu yapı, parti içi kutuplaşma ve körelmeye izin vermeyecektir.
AK Parti'nin yeni Cumhurbaşkanından devraldığı üçüncü ve en önemli siyasi kriter ise, parti ve devlet liderliğinde elit temerküzüne ve oligarşik yapıya izin vermeyen üç dönem kuralında görülmektedir.
Ne kadar başarılı olursa olsun Parti kadrolarını aynı makamda çok uzun süre tutmayı engelleyen bu kural, kişiye bağlı siyaset yerine kurumsal bir siyasetin tercih edildiğini göstermektedir. Bu sayede siyasetteki durağanlığı ve köhneleşmeyi frenleyip, genç neslin katılımını ve onların siyasete yönelik motivasyonu ve mobilizasyonunu öncellemektedir.
Sürekli iktidarda olmasına rağmen, "oligarşinin demir yasası" bağlamında elit hakimiyetini siyasetin kaçınılmaz sonu ve yozlaşması olarak gören akademik teorilerin öngörüsünün aksine, AK Parti devletin zirvesinde oligarşik bir yapılanmaya izin vermemektedir. Sadece AK Partide olan üç dönem kuralı, partiye ve hükümete hâkim güç eliti oluşmasının önüne geçip, devlet liderliğini daima yenileyebilerek, partiyi içerden demokratlaştırmaktadır.
Aynı zamanda, parti içinde klik ve hizip icazetini ortadan kaldırarak, AK partiyi dar görüşlü olmayan, çoğulcu bir vizyon ve davanın aracı haline getirmektedir.
Kısacası, Tayyip Erdoğan sonrası AK Parti, bu üç kriteri şiar edinmek suretiyle Türkiye'yi eski siyasetin kodlarına çekmeye çalışan unsurlara karşı kendini koruyarak her türlü klikleşme ve hizipleşme hastalığına karşı bağışıklık kazanacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA