İdris Kardaş

İdris Kardaş

24 Nisan 2018, Salı

Kurumsal vesayet isteyenlerin ittifakı

Cumhurbaşkanlığı seçiminde en çok tartışacağımız konu başlığı yine hükümet sistemi ile ilgili mi olacak? 16 Nisan 2017'de referanduma gidilen ve halkın evet oylarıyla kabul edilen bir politik tercihi neden bir daha tartışalım ki. Cevap açık. Çünkü küresel vesayet odakları bu sayfayı henüz kapatmış değiller. Dolayısıyla muhalefet de bu konu üzerinde duruyor. Tek stratejileri, ilkeleri ve ortak paydaları Erdoğan düşmanlığı olan muhalefet partilerinin aralarında sürdürdükleri pazarlıklar henüz bitmedi. Ancak ortaya hangi aday yada adaylar çıkarsa çıksın, millete vaatleri; eski sistemi geri getirmek. Zira bunu sadece kendileri değil, Türkiye'yi kendi çıkarları için yönetmek isteyen küresel vesayet odakları istiyor. Peki neden hala bu sayfa kapanmadı, ona bakalım.

Esas mesele egemenliğin kimde olacağı tartışmasıdır aslında. Kısaca bakalım.

1921 Anayasası'nda "Hakimiyet bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir." yazar.

1924 Anayasası'nda da yine benzer şekilde "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ve milleti TBMM temsil eder ve egemenlik hakkını yalnız o kullanır" maddesi vardır.

Bu süreçte tek partili bir Meclis olduğu için egemenliğin Meclis eliyle kullanılmasının bir zararı yoktur ülkeyi yönetenler için. Ancak ülke 1950 ve sonrasındaki on yıl boyunca DP partinin de olduğu bir Meclis tarafından yönetilince vesayetçi yapılar ülke egemenliğini sadece Meclis'e bırakmamak konusunda kendilerine göre bir formülü devreye sokarlar.

Formül egemenlik ile ilgilidir elbette. 27 Mayıs'ta darbe yaptıktan sonra hazırladıkları 1961 Anayasası'nda egemenliğin kullanılış merkezini değiştirirler.

"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır."

Anayasaya eklenen küçük bir ek ve vesayetçiler için konu hallolur. Zira halk, ilk serbest seçimlerde egemenliğini oluşturan Meclis'te CHP dışında bir partiyi iktidar yaptıklarından dolayı, egemenlik hakkını kendi oluşturacakları kurumlara bağlamak vesayetçi odaklar için en doğru karardır.

Daha sonraları vesayetçi yapılar tarafından sıkça duyduğumuz "rejimin kalesi" tanımlamaları işte bu kurumlar için söylenir. Bu kurumlar vesayetçi Kemalist zihniyet tarafından halkı yönetmek için etkili bir şekilde kullanılır. 1961'den 16 Nisan 2017 referandumuna kadar egemenlik millette değil kurumlardadır.

Bu süre boyunca seçimler olmuş ama hiçbirinde siyaset gerçek anlamda ülkeyi yönetecek güce ulaşamamıştır. Zira ordu başta olmak üzere tüm kurumlar, egemenliği kendi bünyelerinde tutmak için ellerinden geleni yapmışlardır. Darbeler, yargı kararları, emniyet operasyonları gibi.

Uzun zamanlar boyunca Kemalist vesayetçilerin kontrolünde olan bu kurumlara bir süre sonra FETÖ sızmış ve onların kontrolüne geçmiştir. Zira ülkeyi yönetmek için bu kurumlar başlı başına yeterlidir. FETÖ de bu yüzden daha çok siyaset içerisinde değil, bürokrasi içerisinde varlığını güçlendirme yoluna gitmiştir.

Peki 16 Nisan'da ne oldu da egemenlik tekrar milletin eline geçti diyebiliyoruz.

16 Nisan'da halk, egemenliği tekrar kendi bünyesine almaya karar verdi. Ülkeyi yönetmesi için istediği kişiyi kendi oylarıyla seçecek halk. Hiçbir etkiye açık olmayacak. Seçim sonuçlarından sonra ülkeyi kimin yönetileceği soruları sorulmayacak. En az oyu alan partilere ülkeyi yönetme kapısı açılmayacak. (7 Haziran'da Bahçeli'ye teklif edilen Başbakanlık) Yada 28 Şubat'ta birinci parti olarak çıkan Refah Partisi olayında olduğu gibi, asker koalisyon görüşmelerine müdahale edemeyecek. Halkın tercihi idareye yansıyacak. Kimi seçerse onun yöneteceği kesin olacak. Bu idare halktan aldığı güçle ülkeyi yönetecek. Kendisini oraya getirenin kurumlar değil (ordu, AYM vd.) halk olduğu gerçeğiyle hareket edecek. Bu da kurumların değil, halkın çıkarları için siyaset yapması zorunluluğunu getirecek.

Kurumsal vesayet yada bürokratik oligarşi dediğimiz bu mesele ancak halkın Cumhurbaşkanı'nı yani ülkeyi yönetecek kişiyi direk seçmesiyle son bulabilir. Bu, son buldukça küresel vesayet odakları ülkenin yönetimine artık kurumlar eliyle müdahale edemeyecekler. Zira Türkiye'ye dışarıdan müdahale eden ve kendi çıkarları için yönetilmesini isteyen bu küresel yapıların en büyük aracı 1961 anayasası ile egemenliğin devredildiği bu kurumlardır, bürokratik oligarşidir, kurumsal egemenliktir. Bu yapıların kontrolünde olan FETÖ çökertilse de bu kurumsal egemenlik var oldukça, yani egemenlik milletin olmadıkça daha çok FETÖ gibi yapılar, odaklar, cuntalar ile karşılaşabiliriz. Bunu kökten çözecek yeni sistemin hayata geçmemesi için hem küresel hem de ulusal anlamda ciddi bir direnç ile karşılaşıyor bugünlerde.

Muhalefetin eski sisteme dönmek üzerine kurduğu strateji yanına aldıkları herkesle birlikte milletin iradesine çarpacaktır.

SON DAKİKA